29 Haziran 2018 Cuma

AİLE TERAPİSİ: GİTMEK İÇİN GEÇ KALMAYIN

Evli çiftler kötü giden evlilikleri için bir danışmana başvurduğunda en çok “evliliğimiz kurtarılabilir mi?” veya “evliliğimizi devam ettirmemiz için karar vermede bize yardımcı olabilir misiniz?” diye gelirler. Bunlar cevaplanması zor sorular olsa da, evlilik danışmanlığı zor iştir ve hiçbir garantisi yoktur. Ama evliliğin kötü gittiğinin farkına varıp bir profesyonelden yardım almak için başvurmak doğru verilmiş bir karardır. Çünkü danışman tarafsız davranarak ilişkiye ayna tutar.
Zamanlama, evlilik danışmanlığının işe yarayıp yaramayacağının önemli bir unsurudur. Ne yazık ki, çoğu çift kötü giden evliliklerini düzeltmek için çok uzun süre bekler, danışmana başvurduklarında çoğu zaman iş işten geçmiştir. Bundan dolayı evlilik terapisine başvuran çiftlerin çoğu boşanmaktadırlar. Evlilik terapisi birçok çift için boşanma terapisine dönüşmektedir. Çiftlerden biri kafasında evliliği bitirmiş ise terapi sırasında düşünce ve endişelerini dürüstçe danışman ile paylaşmaz ve terapiyi boşanmak için kullanabilir.
Hiç kimse problemlerle uğraşmak için evlenmez. Herkesin hayali mutlu olmaktır. Her evlilikte zaman zaman birtakım sorunlar olur. Ancak; Problemsiz olmaz denilen evlilikte ne zaman bir danışmana başvurulmalıdır? Hangi problemler evlilik danışmanlığına götürmelidir? Hangi problemler erkenden danışmana götürmeli?
   Birbiriniz ile yeterince konuşmuyorsanız:
   Sorunlu ilişkilerdeki en önemlisi problem iletişimsizliktir. Bir terapist çiftlerin birbirleriyle iletişim kurmanın farklı yollarını bulmada yardımcı olabilir. İletişim bozulduğunda, zamanında giderilmez ise düzeltmek zor olabilir.
        Konuşuyorsunuz ama hep  olumsuz ve   eleştirel ise:
   Olumsuz iletişim, eşlerden birini yargılanmış, utanmış, göz ardı edilmiş, güvensiz veya konuşmadan geri çekilmek istemesine neden olabilir. Olumsuz iletişimde konuşma tonunun nasıl olduğu da önemlidir, çünkü ne söylediğin değil nasıl söylediğin de ön plana çıkabilir. Olumsuz iletişim eşler arasında duygusal tacize de neden olabilir.


      Sorunları konuşmaktan korkuyorsanız:
       Sorunların gündeme getirilmesinde bile endişe duyuluyorsa. Bu, cinsel yaşamdan ailenin parasal konularına kadar her şey olabilir. Hatta eşlerden birinin diğer eşi rahatsız eden basit küçük alışkanlıkları bile olabilir, ama rahatsız olan eşin bunu diğer eşe söylemekten bile korkması. Bir terapistin, bir çiftin sorunlarının netleşmesine yardımcı olabilir ve onların gerçekten konuştuklarını anlamalarına yardımcı olabilir.
     Sevgi cezalandırma aracı olarak kullanılıyorsa:
    Eşlerden birinin büyük-küçük şeyler fark etmez öfkelenmesi ve sevgisini ceza aracı olarak kullanıyorsa veya sessiz kalarak diğer eşi yola getirmeye çalışıyorsa. Çiftlerden birinin diğerine karşı “ebeveyn” veya “cezalandırıcı” gibi davranması, ilişkide denge eksikliği olduğunu gösterir. 
       Eşinizi rakip olarak görüyorsanız:
    Siz ve eşiniz aynı takımdasınız. Farklı     taraflarda olduğunuzu hissetmeye başladığınızda yardım isteme zamanı gelmiştir.
 
Sır saklıyorsanız:


    Bir ilişkideki her kişinin gizlilik hakkı vardır, ancak birbirinizden sır saklıyorsanız, bir şeyler doğru değildir. Geçmişteki ciddi hastalıklar, aylık kazanç, geçirilmiş evlilikler, ailelerin geçmişleri vs... Eşinizden sakladığınız sır gün yüzüne çıktığında nasıl bir tepki ile karşılaşacağınızı kestiremeyebilirsiniz. 
  Başka bir ilişki veya yaşam tarzı düşünüyorsanız:
 
    Şu anda sahip olduğunuzdan farklı bir ilişki veya yaşam tarzı hayali kuruyorsanız mevcut evliliğiniz sizi mutlu etmiyor demektir. Bu durumda terapi için başvuran çiftler sürece bağlı kalır ise sorunlar çözülebilir. Çünkü terapi sürecinde çiftler dürüst davranır ise aslında çok farklı isteklerinin olduğu ve bunu diğer eşe söyleyemediği ortaya çıkmaktadır.
        Mali olarak sadakatsizlik ve anlaşmazlık varsa:
    Cinsel sadakatsizlik kadar evliliğe zarar vermese de mali sadakatsizlik de evliliğe zarar verebilir. Eğer eşlerden birinin aylık kazancı veya yaptığı harcamaları konusunda karanlık noktalar varsa, veya parayla ilgili her şeyi kontrol etmek istiyorsa diğer eşin ailenin parasal konularını gündeme getirmeye hakkı vardır. Çünkü eşlerden birinin mali sadakatsizliği başka problemlere davetiye çıkaracaktır. Eğer bu tarz problemleriniz varsa aile içi çatışmaları çözmek için bir uzmana danışmak gerekir.
 
  Eğer eşim değişirse her şey düzelir diye inanıyorsanız:
    Değiştirebileceğiniz tek kişi kendinizdir. Eğer eşinizin değişeceğini bekliyorsanız uzun zaman bekleyeceksiniz. Kim olduğunuzu ve neyi istediğinizi daha iyi anlamak için bir terapiste gitmeniz gerekmektedir. Daha sonra, eğer sorunlar devam ediyorsa, birbirinizle daha iyi ilişki kurmak için farklı yöntemler öğrenmek için birlikte terapiste başvurun.

        Ayrı hayatlar yaşıyorsanız:
   Çiftler evli bir çiftten daha çok ev arkadaşlarına dönüştüklerinde, evlilik danışmanına başvurmanın zamanı gelmiştir. Bu bir çiftin her şeyi birlikte yapmadığı için sorun yaşadığı anlamına gelmemeli. Daha ziyade, iletişim, konuşma, yakınlık ya da sadece “birlikte var olduğunuzu” hissetmiyorsanız, nerede hata olduğunu ve bunun nasıl düzeltilebileceğini anlamaya yardımcı olabilecek bir terapistten yardım alma zamanı gelmiştir.

        Cinsel hayatınız önemli ölçüde değiştiyse:
    Evliliklerde bir süre sonra cinsel hayatın biraz değişmesi alışılmadık bir şey değildir. Ancak, yatak odası ile ilgili önemli değişiklikler doğru değildir. Bu arada cinsel hayattaki beklenmedik artış bazı sorunların işareti olabilir. Çünkü eşlerden biri, yanlış bir şey olduğunu düşündüğünde bir şeyi telafi etmeye çalışıyor olabilir.

  Aynı küçük şeyleri tekrar tekrar tartışıyorsanız:
    Her bireyi tetikleyen davranışlar vardır; bunlar diğer insanların çoğunu rahatsız etmeyecek şeylerdir ancak o kişiyi çılgına çevirecek özel şeylerdir. Bulaşık makinesinin nasıl doldurulduğu, akşam yemeğinde sık sık aynı şeylerin yenmesi, kirlilerin sepete atılmaması, lavaboda saç bırakılması, diş macunun ortadan sıkmak gibi basit şeyler eşlerden birini çılgına çevirebilir. Diğer eş ise bu durumda çoğu zaman bu kavgaların neden devam ettiğini ve tekrarlamaması için neler yapabileceğini bilemez. Eğer sizde sürekli olarak “ceviz kabuğunu doldurmayan” nedenlerden dolayı kavga ediyorsanız beraber gideceğiniz terapist sorunlarınızın gerçek kökeninin ne olduğunu anlamanıza yardımcı olabilir.

        Çocuklar evlilik hayatının merkezi olmuşsa veya çocuklar için evliliği devam ettiriyorsanız:
  Evlilikte aile hayatının merkezi çocuklar olmamalıdır. Çocuklar için yaşıyorsanız hatta evliliğinizi çocuklar için devam ettiriyorsanız sadece ebeveynsinizdir. Genellikle çiftler çocuklarına iyi baktıklarında mutlu bir aile olduklarını düşünürler. Bazı çiftler ise çocuklar için birbirlerine saygılı davranmayı becerir ancak sevgili gibi davranamazlar. Çocukların sezgileri çok kuvvetlidir. Çiftler ne kadar iyi mutluluk taklidi yapabileceklerini düşünürse düşünün, çoğu çocuk bunu anlar. Bir evliliğin devam etmesi kararı verildiğinde çocuklar sebep olmamalıdır.
Yukarıda da bahsettiğim gibi ne yazık ki, çoğu çift yolunda gitmeyen evliliklerinin düzeltilmesi için çok uzun süre beklemektedirler. İlişki ve evlilik uzmanı Amerikalı ünlü Psikolog Dr. John Gottman'a göre, çiftler yardım almadan önce ortalama altı yıl boyunca mutsuz olarak yaşamaktadırlar. Gerçekte, daha erken aile terapistine başvuranlar daha çok fayda görürler. Eğer evliliğinizde işler yolunda gitmiyorsa neyin kötü gittiğini bulamıyorsanız veya kendi başınıza çözemiyorsanız diğer işlerinizi bir kenara bırakın ve evliliğinize zaman ayırın, aile danışmanına gitmek için zaman ayırın. Aksi takdirde boşanmak için daha çok zaman ve çaba sarf etmek zorunda kalırsınız.
Maalesef ülkemizde “Aile Danışmanlığı Kültürü” tam olarak yerleşmediği için birçok "Mutsuz Evliliklerde" çiftler aile danışmanına gitmeyi masraf olarak görmektedirler. Bir kısım çift artık geri dönüşü olmayan yola girdiklerinde son çare olarak danışmana başvurmakta, bir kısım çift ise aile danışmanına gitmeyi bile düşünmemektedir. HİÇBİR MADDİ MASRAF BOŞANMANIN SONUCUNDA ORTAYA ÇIKAN MANEVİ BEDELİ KARŞILAYAMAZ. 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

3 Haziran 2018 Pazar

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK


 OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK



Shakespeare'in Makbet adlı eserinde “Arabistan'ın bütün kokulu sabunları getirilse dahi bu elin kirleri temizlenemez” şeklinde hayat bulan Obsesif Kompulsif Bozukluk geçmişte yaşamış birçok sanatçı, bilim adamı ve devlet adamını etkilemiştir. Makbet adlı eserde Lady Makbet kocası Makbet'i etkileyerek Kral Duncan'ın ölümüne sebep olmuş ve bunun sonucunda Lady Makbet'te el yıkama hastalığı başlamıştır.



Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) Nedir?
OKB çok sık görülen bir anksiyete sorunudur. Belirtileri genellikle tekrarlayan düşüncelere cevap olarak tekrarlayan düşünceler ve tekrarlayan eylemleri içerir. Klasik bir örnek olarak; kişinin ellerinin kirlendiği ve ellerine mikropların bulaştığına dair tekrarlayan düşünceleri ve “mikropları temizlemek” için tekrar tekrar ellerini yıkama ihtiyacı hissetmesi ve bunu eyleme dönüştürmesidir.

Obsesyon çeşitleri (takıntılar) nelerdir?
Obsesyonlar, kişinin aklını iradesi dışında gelen kişiyi tedirgin eden, bilinçli bir çaba ile kovulamayan inatçı biçimde tekrarlayan düşünce ve dürtülerdir. Kişi bunların saçma olduklarını kabul etmesine rağmen engelleyemediğinin farkındadır. Kişinin mantığına ahlaki anlayışına ve inançlarına terstir. Bu düşüncelerden kurtulmaya çalışılsa dahi düşünce çabaladıkça artar. Çok yaygın görülen obsesyonlar şunlardır:

  • Kir, mikroplar, virüsler vb. ile bulaşma korkusu.
  • Kapının kilitlemediğini veya mutfak ocağının açık kaldığını düşünerek birilerine zarar vermekten korkma.
  • Sayma saplantıları.
  • Küfürlü düşünceler veya resimler, cinsel içerikli düşünceler.
  • Hata yapma veya toplum içinde kötü davranışta bulunup küçük düşme korkusu.
  • Mükemmeliyetçilik hissi sonucu sürekli etraftaki eşyaları düzeltme, toparlama, simetriye özen gösterme.
  • Başkalarının atabileceği şeyleri biriktirme ihtiyacı (istifleme).

Bunlar sık görülen örneklerdir. Obsesyonlar her türlü şey hakkında olabilir. Obsesif düşünceler sizi endişeli veya tiksintili hissettirebilir. Normalde saplantılı düşünceleri görmezden gelmeye veya bastırmaya çalışırsınız; örneğin, takıntıyı görmezden gelebilmek için başka düşünceler düşünmeye çalışabilirsiniz.

Kompulsiyon (Zorlama) nedir?
Zorlamalar, yapmanız veya tekrarlamanız gerektiğini düşündüğünüz düşünceler veya eylemlerdir. Genellikle zorlayıcı eylem bir takıntıya cevaptır. Bir zorlama, bir takıntının neden olduğu sıkıntı ya da endişeyle uğraşmaya çalışmaktır. Obsesyona cevap olarak ortaya çıkar. Düşünce sonucu yapılması gereken hareket yapılmaz ise kişi psikolojik bunaltıya girer, saçma olduğunu bildiği halde bunları durdurmaya çalışır, durduramayınca da bunaltı daha da artar. Sonuç olarak kişide “yapma-bozma” kısır döngüsü ile hastalığın belirtileri ortaya çıkar.

Örneğin, mikroplarla ilgili takıntılı bir korkuya yanıt olarak ellerinizi birkaç dakikada bir yıkayabilirsiniz. Bir başka örnek, kapıların kilitlenmediği düşüncesinden kaynaklanan takıntılara karşı, kapıların kilitli olduğunu tekrar kontrol etmeye devam edebilirsiniz. Diğer zorlamalar arasında tekrarlanan temizlik, sayma, dokunma, kelimeleri sessizce söyleme, çevreyi düzenleme ve organize etme vardır. Dini içerikli obsesyonlarda kişi dini inançlarına ters düşünceler ile muzdariptir ve ibadetlerini tekrar tekrar yerine getirmek zorunda kalır.


Obsesif Kompulsif Bozukluk hayatınızı nasıl etkiler?
OKB ile olan obsesyonlar sizi gerçekten endişeli ve sıkıntılı hissettirebilir. Sahip olduğunuz zorlamalar bu sıkıntının geçici olarak ortadan kaldırılmasına yardımcı olabilir, ancak takıntılar tekrar geri döndüğü için sürekli bir döngü içinde devam eder ve hayatı yaşanmaz kılar.

OKB'nin şiddeti, bazı yaşam bozukluklarından ciddi sıkıntılara kadar değişebilir. Saplantıların ve zorlamaların aşırı veya mantıksız olduğu bilinse de, onlara direnmek çok zordur, hatta bazen imkansızdır.

OKB insanları farklı şekillerde etkiler. Örneğin, bazı insanlar zorlamaları yüzünden günlük yapması gereken işlerini yapamazlar. Bazı insanlar zorlamalarını tekrar tekrar yaparlar (ritüeller gibi). Bazı insanlar OKB'ye rağmen normal aktivitelerini yapıyor gibi görünebilir ancak yinelenen obsesif düşüncelerden dolayı sürekli sıkıntı çekebilirler. OKB çalışma hayatınızı, ilişkilerini, sosyal yaşamınızı ve yaşam kalitenizi etkileyebilir.

OKB'si olan pek çok kişi, doktorlarına veya başkalarına bilgi vermez. Başkalarının çıldırmış olduklarını düşünmesinden korktukları için gizlemeyi tercih edebilirler. OKB'si olan bazı kişiler, özellikle de başkalarına zarar vermek ya da cinsel bir unsura sahip olduklarını düşünmeleri halinde, belirtilerden utanabilirler. Sonuç olarak, OKB'si olan birçok kişi de ağır depresyon gelişebilir. OKB'niz varsa, aklınızı yitirmiş veya çılgın değilsiniz. Bu sizin suçunuz değildir ve tedavi çoğu zaman işe yarar. Depresyonda olduğunuzu düşünüyorsanız yani kendinizi çökmüş hissediyorsanız ve eskiden yapmaktan zevk aldığınız şeylerden artık zevk almıyorsanız doktora başvurmalısınız.

Obsesif kompulsif bozukluğa ne sebep olur?

OKB'nin kesin bir nedeni yoktur. Beyindeki serotonin gibi bazı maddelerin dengesindeki hafif değişikliklerin olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle serotonin ile ilgili antidepresanlar tedavide kullanılmaktadır.

Belirgin bir genetik sebep ise henüz saptanabilmiş değildir.

Obsesif Kompulsif Bozukluk Kimlerde Görülür?

Her 100 erişkinden 1 ila 3 kişide değişik derecede OKB görülmektedir. Herhangi bir yaştaki herkeste OKB gelişebilir, ancak en çok 18-30 yaşları arasında ortaya çıkmaktadır. Maalesef çocuklarda da OKB ortaya çıkmaktadır. Genellikle de OKB kalıcı bir durumdur.


Obsesif Kompulsif Bozukluk Nasıl Teşhis Edilir?

OKB'niz olabileceğinden endişe ediyorsanız, doktorunuzu görmeli ve endişelerinizi açıklamalısınız. Aşağıdaki soruları düşünerek:

  • Ellerinizi çok fazla yıkar veya temizler misiniz?
  • Etrafınızı nesneleri sık sık kontrol ediyor musunuz?
  • Yerine getirildiğinde rahatsız hissedeceğiniz ama yapamayacağınız sık sık tekrarlayan düşünceleriniz var mı?
  • Günlük aktivitelerinizin tamamlanması uzun sürüyor mu?
  • Nesneleri özel bir sıraya koymak için endişeleniyorsunuz yoksa karışıklıktan mı sıkılıyorsunuz?
  • Bu sorunlar sizi rahatsız ediyor mu?

OKB'nin teşhis edilmesi için daha ayrıntılı bir değerlendirmeye ihtiyaç vardır. Bu, bir doktor veya uzman bir psikolog tarafından yapılabilir. Değerlendirmede sahip olduğunuz takıntılı düşüncelere ve zorlamalara ve sizi ve günlük hayatınızı nasıl etkilediğine bakılacaktır. OKB'si olduğu düşünülen çocukların değerlendirilmesi ve tedavisi deneyimli bir uzman doktor tarafından yapılmalıdır.

Obsesif Kompulsif Bozukluğun Tedavisi Nasıl Yapılır?

OKB için genel tedavi:

• Bilişsel davranışçı terapi (BDT); antidepresan ilacı olan ilaç; veya her iki tedavi yönteminin birlikte kullanılması ile olur.


Obsesif Kompulsif Tedavi için Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)

Bilişsel davranışçı terapi, mevcut düşünce süreçlerinizi ve davranışlarınızı ele alan ve OKB'yi daha etkili bir şekilde yönetmenize yardımcı olabilecek negatif kalıpların üstesinden gelmek için stratejiler oluşturarak bunları değiştirmeyi amaçlayan bir terapidir. Doktorunuz sizi BDT' eğitimi almış bir terapiste (psikolog) sevk edebilir.

Terapi genellikle haftalar sürer ve her biri yaklaşık 50-60 dakikalık seanslardan oluşmaktadır. Bazen grup terapisi olarak da verilmektedir. Sorunun ciddiyetine bağlı olarak bireysel veya grup terapisi olarak yapılır. Herhangi bir kliniğe veya destek merkeze gitmekte zorlanan kişiler için ev ortamında yapılmasında sakınca yoktur. Gereksiz eşyaları biriktirme olarak da bilinen istifleme hastalığı olanlarda kişinin kendi evinde terapi yapılması daha faydalı olmaktadır.


OKB için BDT ne kadar etkilidir?

BDT'yi tamamlayan her dört kişiden üçünde belirgin bir düzelme olur. Belirtiler tamamen gitmeyebilir, ancak genellikle obsesyonlar ve kompulsiyonlar kişinin günlük yaşamında daha az problem olmaya başlar. Ancak OKB'si olan her dört kişiden biri Bilişsel Davranış Terapi çok stresli olmakta ve bu kişilerde faydası olmamaktadır. BDT'den fayda görmeyenler doktora başvurmalıdır.

Obsesif Kompulsif Bozukluk Tedavi Edilmezse Ne Olur?

OKB tedavi edilmezse, obsesif düşünceler ve kompulsiyonlar düzelmeyebilir ve bazı kişilerde daha da kötüleşebilir. Ağır depresyon gelişebilir. Ancak başarılı tedavi sonrası iyileşen kişilerde hastalığın tekrarlama riski vardır. geri dönme riski vardır. Tekrarlaması halinde hastalığın şiddetine göre tedavinin şekli değişebilir.










30 Mayıs 2018 Çarşamba

ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ

ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ NEDEN ÖNEMLİDİR!  

"Özgüven eksikliği olan insanlar, hayal bile kuramıyor."
Özgüven, kariyer yaparken veya iş hayatınızda başarılı olabilmek için çok önemli bir unsurdur. Erkeklere oranla kadınlar özgüven eksikliğine daha fazla eğilimlidirler. Bilgimize, yeteneklerimize, görünüşümüze olan eksik inancımız bizi özgüvensiz yapmaktadır. Bizler çoğu zaman gerçekte olduğumuz kadar iyi olmadığımıza inanıyoruz.
Özgüven adı verilen güven dereceniz, kendinizde ve yeteneklerinizdeki güven veya inançtır. Benlik saygısı, kendinizin sahip olduğu görüştür.
Gerçekçi güven duygusu ve olumlu benlik saygısı, nasıl düşündüğünüzü, nasıl davrandığınızı, başkaları hakkında ne hissettiğinizi ve yaşamda ne kadar başarılı olduğunuzu etkiler. Özgüven, her şeyi yapabileceğiniz anlamına gelmez. Kendine güvenen insanların gerçekçi beklentileri vardır. Beklentilerinin bir kısmı karşılanmadığında bile, pozitif olmaya ve kendilerini kabul etmeye devam ederler 

25 Mayıs 2018 Cuma

ÇİFT TERAPİSİ OLMADAN KÖTÜ GİDEN EVLİLİK KURTARILABİLİR Mİ?


ÇİFT TERAPİSİ OLMADAN KÖTÜ GİDEN EVLİLİK KURTARILABİLİR Mİ?


Şöyle bir örnek düşünelim; Mutsuz bir evliliğin içinde sıkışıp kalmış bir kadın. Anne! Eşi aile danışmanlığına gitmeyi reddetmekle kalmayıp, evliliklerinin kurtarılması gerektiğine bile inanmıyor. Onun için her şey yolunda. Kadının evlilikleri hakkında ki söyledikleri:
“10 yıldır evliyim ve kocam hiç büyümeyecek. Hala genç erkeklerin yaptığı şeyleri yapıyor, bekar gibi davranıyor. Sürekli erkek arkadaşları ile vakit geçiriyor, her hafta sonu futbol maçı izlemeye gidiyor, haftada bir iki gün halı sahada top oynamaya gidiyor. Arabası ile çocuklarından ve benden daha çok ilgileniyor, ailesinden çok kendini düşünüyor. Arada bir çocuklara odanıza gidin ödevlerinizi yapın diyor. Ortak hiçbir şey konuşmuyor ve yapmıyoruz. Tek konuştuğumuz Yemek hazır mı?, gömleğimi ütüledin mi? Bana ve çocuklara en son ne zaman güzel bir şeyler söyledi hatırlamıyorum. Sözlü tartışmalarımız olsa da fiziksel şiddet hiç olmadı, zaten o karakterde bir adam değil. Endişeliyim çünkü çocuklarım büyüyor ve korkarım ki bu onları kötü şekilde etkileyecek. Mutlu bir eş değilim, umutsuzca yardım ihtiyacım var. Evliliğimi kurtarmak istiyorum. Çiftlere danışmanlık yapan bir uzmana gitmemiz gerektiğin söyledim ama kabul etmedi. Koca olmayı bile reddeden eşimi evlilik terapisine gitmeye nasıl ikna edebilirim? Evliliğimin bitip bitmediğini nasıl anlayabilirim?”

Cevap: Yapamazsın.
 
 Eğer eşiniz mutsuz bir evlilik içinde yaşamaktan hoşnut ise ve böyle yaşamaya devam etmek istiyorsa onu çiftlere danışmanlık hizmeti veren bir uzmana götürmeye ikna edemezsiniz. Ona göre, evliliğinizde sorun yoktur, çocuklarınız sağlıklı ve karınları tok. Babalık ve kocalık görevini yerine getirdiğini düşünüyordur. Mutlu bir eş olmadığınızı fark etmeyebilir veya hatta umursamaz bile. Ona göre problem olmayan şeyleri sizin abarttığınızı düşünüyordur. Kendi hayatından memnun ve değişecek bir sebebi yok.
 
Çift Terapisi Olmadan Kötü Giden Evlilik Kurtarılabilir Mi?
ZOR!!..

Evliliğinizi danışmanlık olmadan devam ettirebilmeniz için bazı öneriler paylaşmak istiyorum. Amacım eşleri çift terapisine gitmeyi kabul etmeyenleri evliliklerini devam ettirmek için cesaretlendirmek ve onlara yardımcı olmak.
Eşler birlikte danışmanlığa gitmeden mutsuz bir evliliği nasıl kurtaracağınız konusunda ipuçları ararken, evlilik ile ilgili özlü sözlerden ve hızlı ipuçlarından daha fazlasına ihtiyacınız var. Hayatınızı değiştirecek net bir cevap veya sihirli bir değnek bulamazsınız. Ancak, hayatınızı ve evliliğinizi nasıl gördüğünüz ve nasıl değiştireceğiniz konusunda birkaç önerim var.
  • Evliliğinizle ilgili gerçekleri kabul edin
Gerçeği duygusal yönden kabul etmek, onu beyninizle kabul etmekten farklıdır. Kabul etmek, artık gerçekle savaşmayacağınız anlamına gelir. Kabul etmek, evliliğinizin mutlu olmasını istemediğiniz ve eşinizi değiştirmek istemediğiniz anlamına gelir. Ancak gerçeği kabul etmek, size güç ve cesaret kazandırarak hayatınıza farklı bir bakış açısı getirir.
Eğer gerçekleri kabul etmiyor ve eşiniz ile birlikte çift danışmanlığına gitmiyorsanız eşinizin kendi kendine değişmesini beklemeyin. Gerçeği kabul ederseniz, eşinizin kendi hayatında mutlu olduğunu ve değişmek istemediğini bilirsiniz.

Derin ruh düzeyinde mutsuz bir evliliğe dair gerçekleri kabul etmek acı verici ve zor… ama tek yol bu.
  • Evlilik ile ilgili hayallerinizin tükenmesini boş verin
Evlendiğiniz zaman, hayatınızı eşinizle birlikte bir ömür boyu mutlu geçireceğiniz konusunda heyecanlıydınız. Hayatınızda size bir yol arkadaşı olacağına, sonsuza dek mutlu bir şekilde yaşayacağınızı düşünüyordunuz. Çift danışmanlığı ve evliliğinizi nasıl kurtaracağınıza dair herhangi bir yardım arayacağınız aklınıza bile gelmiyordu.
Evliliğinizin kötü gitmesi babanızı kaybetmek kadar sizi üzüyor olabilir.
  • Mutlu olmak için neye ihtiyacınız olduğunu keşfedin
Yalnız kalın, kendinize zaman ayırın. Kendimizi, özellikle de mutsuz bir evliliğin acısı ile uğraşmak istemediğimiz zaman, gürültü kalabalık ortamların iyi geleceğini düşünür ve herhangi bir aktiviteyle dikkatimizi dağıtabileceğimize inanırız.. Ama insanlardan, sorumluluklardan, internet ve televizyon gibi dikkat dağıtıcılardan uzak durmazsanız size neyin huzur ve neşe getireceğini söyleyen küçük sesi asla duymazsınız.
Kötü giden evliliğiniz için hedeflerinizi belirlemelisiniz. Tabii ki “mutlu evlilik” bunlardan biri ama bu çok genel. Bunun yerine, ilişkinizi düzeltebileceğini düşündüğünüz belirli hedefler belirlemelisiniz.
  • Değiştirebileceğiniz şeylerden başlayın
Mutsuz evliliğiniz ile ilgili gerçeği kabul edin. Hayallerinizin sonuna geldiğiniz gerçeği ve ilişkinize dair umutlarınızın tükenmesi sizi üzüyor olabilir. Hayatınızda mutlu olmanız için neye ihtiyacınız olduğunu keşfetmek için zaman ayırın...
Belki de “evliliğinizi korumanın” en iyi yolu, her şeyi serbest bırakmaktır. Eşinizin farklı biri olmasını umut etmeyi bırakın. Onu değiştirmeye çalışmaktan vaz geçin. Beklentilerinizi ve umutlarınızı terk edin. Tek başına gitmeyi düşündüğünüz evlilik danışmanlığının mutsuz evliliğinizi kurtarabileceğini ve size tutunacak farklı bir dal bulacağı fikrini unutun. Eşinizin değişmeyeceğini bilerek kendinize ve çocuklarınıza ikinci üçüncü dördüncü şansları verin.
Hayatınız ile ilgili neleri değiştirebilirsiniz? Bunun üzerinde çaba sarf edin. Neyi değiştiremeyeceğinizi biliyorsunuz; kocanızın davranışlarını, kötü zamanlarda ona söylediğiniz şeyleri, geçmişte paylaştığınız hayatı, kendi ailelerinizi, ve önemlisi sahip olduğunuz çocukları. Ama neyi değiştirebilirsiniz?
  • Geleceğiniz hakkında ne düşündüğünüzü
  • İçinizde yaşamasına izin verdiğiniz duygu ve heyecanları
  • Duygusal, ruhsal ve fiziksel olarak sağlıklı olmak için yaptıklarınızı
  • Eşinizin hal ve davranışlarına karşı nasıl cevap verdiğinizi
  • Kendinize nasıl davrandığınızı
  • Eşiniz ile olan ilişkinizde kabul ettiğiniz ve kabul etmediğiniz şeyleri
  • “Mutsuz evliliği” nasıl tanımladığınızı
değiştirebilirsiniz!!!!

Bunlar değiştirebileceğiniz şeylerin bazıları. Bu listesi aslında sonsuzdur. Her mutsuz evlilik için bu listenin altına birçok şey eklenebilir. Kendi ilişkinizi düşünüp bu listenin altına birçok madde ekleyebilirsiniz.
  • Bundan sonra ne yapacağız?
Eşiniz sinirli, bencil, mutsuz ve sizden uzak duran biri ve çift terapilerine götürmeye ikna edemiyorsanız evliliğinizi ayakta tutmak için;
Kendi Gücünüze Güvenin. Mutsuz bir evliliğin içinde olabilirsiniz ve çift danışmanlığı sizin için bir seçenek olmayabilir. Mutlu bir evlilik sizin için uzak olabilir… ama kendinizi kurtarabilirsiniz. Gerçeği kabul etmek ve hayatınıza devam etmek için güç ve cesarete sahipsiniz. Kimsenin sizin evliliğinizi ayakta tutmak için cesaretinizi kırmasına izin vermeyin. Umutsuz konuşmalara kulak asmayın.
Düşünce ve duygularınızı içinizde yüksek bir ses ile dillendirin. Kendi kendinize neyi değiştireceğinizi bulamıyorsanız bir psikologdan yardım alabilirsiniz. Yazmayı deneyebilirsiniz! Belki kendi günlüğünüze, belki sosyal medya hesabınıza, kişisel blog'unuza açık açık yazabilirsiniz. Açık açık yazamıyorsanız takma bir isim kullanarak deneyebilirsiniz. Yazmak, size açıklık ve iç görü getirir ve hislerinizi işlemenize yardımcı olabilir. Yazarken eğlence katmayı unutmayın, belki ilişkiniz parodilere konu olacak kadar eğlencelidir.

Düşüncelerinizi aşağıdaki yorumlar bölümüne de yazabilirsiniz!

Tavsiye vermemekle birlikte altına yorum yazmaya çalışacağım. Sizden önce düşüncelerini yazan biri olmuşsa sizde kendi yaşadıklarınızı düşünerek yorum yapabilirsiniz.









13 Mayıs 2018 Pazar

KANSERDEN KURTULMAK ANCAK RUHEN YENİLMEK!!!




KANSERDEN KURTULMAK ANCAK RUHEN YENİLMEK!!!

Kanser; adını duyduğumuzda bile tüylerimizi diken diken eden çağımızın vebası.
Tüm dünyada kalp damar hastalıklarından sonra ikinci en sık ölüm sebebi.
Teşhis konduktan sonra hem sizin hem de sevdiklerinizin hayatının alt üst olması.
Geç teşhis konulduğunda ölüm ile yüz yüze gelmek.
Ancak erken teşhis konduğunda modern tıp sayesinde birçok kanser türünden ömür boyu kurtulmak mümkün.
Buna rağmen bedenen kanserden kurtulan birçok insan ruhen kanserden kurtulamıyor. Teşhis konduğu andan itibaren “kanser” kelimesi ruhunu ele geçiriyor. Kelime anlamı “YENGEÇ” olan kanser kıskaçları ile ruhumuzu yemeye başlıyor.
Erken evrede teşhis konan hastalara hastalığın çeşidine göre ameliyat, kemoterapi ve radyoterapi gibi tedaviler uygulanıyor. Bazı hastalar sadece ameliyat ile kurtulurken bazı hastalara bunların hepsinin birden uygulanması gerekebiliyor. Hastalara gerek tedavileri devam ederken gerekse tedavi tamamlanıp takip edilmeye başlandıktan sonra birçok kere kan tetkiki ve birçok röntgen (tomografi, MR, ultrason gibi) çekilmek zorunda kalınıyor. Hastalar her seferinde tetkikler yapılırken “acaba kötü bir şey çıkacak mı?”, “doktorum hastalığınız tamamen geçmemiş, tekrar ameliyat olmanız gerekecek der mi?”, “tekrar kemoterapi almam gerekirse aynı şeyleri tekrar mı yaşayacağım?” gibi endişelere kapılıyorlar. Kaldı ki bazı hastalar uzun bir süre “ya hastalığım vücuduma yayılır sa!” şeklindeki en kötü senaryo ile yaşamak zorunda kalıyorlar. Maalesef ülkemizde hastaların tedavi ve takip oldukları Onkoloji Bölümlerinde yeterince doktor olmadığından doktor başına düşen hasta sayısının çokluğu nedeni ile hastaların psikolojik durumu ile ilgilenememektedirler. Hastalar psikolojik sıkıntıları ile baş başa kalmaktadır. Çok az hasta bu konuda bir profesyonelden yardım almaktadır.
Kanser teşhisi konan hastalarda birçok psikolojik rahatsızlık ortaya çıkmaktadır. Bunlar:

ANKSİYETE

Kanser teşhisi konan her dört hastadan birinde anksiyete bozukluğu rastlanmaktadır. Anksiyete kendini huzursuzluk, hiperaktivite, gerginlik hali, semptomlara ve olaylara aşırı reaksiyon verme, uykusuzluk, olaylar karşısında kararsız kalma, nefes darlığı, çarpıntı, duygusal yönde uyuşma, kaygı ve endişe duyma gibi belirtilerle kendini gösterir. Bu semptomların birçoğu, kanser teşhisi ve tedavisine normal reaksiyonlar olarak görünse de, birçok hastada yaşam kalitesini bozmakta ve günlük yaşamın rutin aktivitelerini yerine getirememeye neden olmaktadır. Hasta yakınlarının günlük yaşamlarını dahi etkilemektedir. Kanser hastalarında anksiyete bozukluğu genç yaştakilerde, kadınlarda, yalnız yaşayanlarda, akciğer ve meme kanseri olanlarda, daha önceden benzer ruhsal sıkıntılar yaşayanlarda, kanser tedavisi daha uzun sürenlerde, kanser haricinde başka hastalıkları olanlarda daha sık görülmektedir.

HASTALIĞIN NÜKS ETME KORKUSU

Kanserden kurtulanların yaklaşık %80'ninde görülen bazı doktorlar tarafından normal kabul edilen bir durumdur. Ancak rahatsızlığın şiddetine göre kişiden kişiye farklılık gösterdiği için hayat kalitesini bozabilmekte ve profesyonel yardıma gereksinim göstermektedir. Hastalarda bu korku özellikle rutin tetkiklerin yapıldığı dönemlerde bu korku zirveye çıkmaktadır. Sonuçların doktor tarafından görülüp “normal” denmesi ile birlikte geçici bir rahatlık olmaktadır. Yaptırılan rutin tetkiklerin dışında farklı bir tetkik istendiğinde ise bu korku daha fazla yaşanmaktadır. Bazı hastalar kanser nüks korkusu nedeni ile rutin kontroller haricinde doktorlarına tekrar başvurmakta, başka tetkiklerin yapılmasını istemektedirler. Yapılan rutin tetkiklerin yetersiz olduğunu düşünüp başka hastanelere başvurup ek tetkikler istemektedirler. Kanser Nüks Etme Korkusu teşhisin nispeten geç konanlarda, gençlerde, daha önce nüks etmiş ve ikinci tedavi ile hastalıktan kurtulmuş olanlarda, daha az eğitimli olanlarda, daha düşük sosyal destek görenlerde, rutin kontrolleri için daha sık aralıklarla yapılanlarda (yılda 5 veya daha fazla), hastalıktan kurtulmasına rağmen kendisini kanser hastası olarak tanımlayanlarda, yaşları ne olursa olsun çocuk sahibi olan kadınlarda ve diğer psikolojik bozuklukları olanlarda daha fazla görülmektedir. Bunların haricinde kanser tedavisi nedeni ile geçirdiği ameliyatlar sonrası daha uzun süre ağrı çekenlerde ve ameliyata bağlı kalıcı fiziksel değişiklik olanlarda daha fazla hastalığın nüks edeceği korkusunu yaşamaktadırlar.

DEPRESYON

Kanser hastalarında depresyon anksiyete bozukluğu kadar sık karşılaşılan bir durum değildir. Genellikle teşhisten sonraki ilk iki yıl içinde ortaya çıkar. Kadınlarda, işsiz veya düşük gelir sahiplerinde, sigara kullananlarda, eğitim seviyesi daha düşük olanlarda, yaşlılarda daha sık karşılaşılabilmekte ve ileri seviyelerde kendini gösterebilmektedir. Ayrıca genç ve zayıf kadınlarda hastalık nedeni ile bir miktar daha kilo kaybetme ile daha zayıf bir vücut görünümü ortaya çıkması sonucu depresyon ortaya çıkabilmektedir.

POST TRAVMATİK STRES (PTS)

Kanserden kurtulanlarda abu durum hastalığın adından ve uygulanan tedavinin yoğunluğuna göre belli seviyelerde ortaya çıkmaktadır. Anksiyete ve hastalık nüks etme korkusuna neden olan risk faktörleri PTS içinde geçerlidir. Kanser sonrası PTS'nin diğerlerinden ayrılan yanı ise sıklıkla göz ardı edilmesi ve hastaların bu yönden ele alınmamasıdır. Buna rağmen hayat kalitesini bozabilecek seviyelere gelmektedir.

KANSER İLE İLGİLİ SIKINTI

Kanserle ilgili sıkıntı, kaygıdan farklıdır. Çünkü yaşamdaki belirsizlikleri artmış olsa bile bunun farkındalığı her zaman kaygıya dönüşmez. Kanserden kurtulanlarda diğer psikolojik sorunlardan daha yaygındır ve birçok bileşenlerden oluşur:
● Nüks korkusu (bkz. 'yukarıdaki Hastalığın Nüks Etme Korkusu')
● Yeni veya kalıcı semptomlar hakkında aşırı hassasiyet
● Aile ve mali konularda endişeler
●Sağlık ihtiyaçlarının yönetilmesinden kaynaklanan stres
● Kendi algıları ve vücut görüntüsünde değişiklikler
Bu sıkıntı anksiyete veya depresif bozukluklar ile örtüşmeyebilir. Ancak konsantrasyon, yorgunluk ve uyku güçlüğü gibi belirtiler verebilir.
Kanserle ilişkili sıkıntı tek memesi alınmış kadınlarda, rektum kanseri nedeni ile geçici veya kalıcı kolostomi torbası takılmış olan hastalarda yüksek oranlarda ortaya çıkmaktadır. Bunun haricinde baş boyun (gırtlak) ve akciğer kanserlerinde de sık karşımıza çıkmaktadır. Hastalar tedavi neticesinde ortaya çıkan vücut görüntüsünde ortaya çıkan geçici veya kalıcı değişikliklerden bir an önce kurtulma stresine girmektedirler.

CİNSEL FONKSİYON BOZUKLUKLARI, KISIR KALMA

İnsanlar için cinsel sağlık bedenen ve ruhen bir gerekliliktir. Çocuk sahibi olmak ise birçok insanın vazgeçemeyeceği bir durumdur. Kanser teşhisi ve sonrasında uygulanan tedaviler çoğu kez kanserden sağ kalanlarının önemli bir bölümünde cinsel sağlık üzerinde olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Ayrıca hastalarda uygulanan tedaviler nedeni ile geçici veya kalıcı kısırlık olabilmektedir. Kalıcı kolostomi torbası gibi fiziksel problemler ise psikolojik olarak cinsel yaşamı etkilemektedir. Uygulanan hormonal tedaviler kadınlarda adetlerin kesilmesine veya düzensizliklere yol açabileceği gibi erken menapoza da sebebiyet verebilmektedir. Cinsel bölgeye doğrudan tedavi uygulanması (cerrahi, radyoterapi) değişik cinsel problemleri beraberinde getirmektedir. Bunlar hem hasta açısından hem de aile hayatı açısından önem arz etmektedir. Birçok hasta bunları doktorlarına anlatamamakta ve profesyonel destek almadan kendi başlarına kalmaktadır.

SOSYAL SORUNLAR

Kanser tedavisi sonrası hastaların çoğu işlerine geri dönebilmektedir. Bu çok önemlidir çünkü iş sadece maddi fayda sağlamakla kalmaz, aynı zamanda sosyal destek de sağlar. İşe tekrar başlayabilmek kişide birçok psikolojik sıkıntıyı azaltmaktadır. Buna rağmen, kadınların tedavi sonrası işe dönmek için erkeklere oranla daha çok zorlandıkları ve yüzde 50'sinin işe geri dönemediği saptanmıştır. Tedavi süresinin daha uzun olması, belli bir yaşın üzerinde olma ve nispeten ileri evre hastalığı olanların işe dönmeleri daha zor olmaktadır.

Maalesef ülkemizde Onkoloji alanında çalışan doktor sayısı yetersizdir. Yoğunluk nedeni ile hastaların muayene süresi mecburen kısa tutulmaktadır.  Bundan dolayı doktorlar hastaların psikolojik sorunlarını ile ilgilenememektedir. Hastalar bu konuda psikiatrist veya psikolog desteği alması yerinde olacaktır.